Yahudilerin oyunlarını görünce, Kur’an-ı Azimüşşan’ın mu’cizesiyle karşı karşıya olduğumuzu idrak ediyoruz. İşte o zaman, Kitabullah’ta bu kavim için niçin bu kadar çok tahşidat yapılmış olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Bakara Sûresi başta olmak üzere, birçok surede, yüzlerce âyet-i kerime ile Ben-i İsrâil’in mâcerâları anlatılır. Hz. Mûsa Aleyhisselam ile olan mâcerâları bu kavmi tanımaya yeter. Düşünün siz, Cenab-ı Hakkın pek çok husûsî lutfu ihsanına mazhar olmalarına rağmen, her ni’meti görmelerinin ardından ya inkar, ya isyan etmişlerdir. Firavun’un dehşetli zulmünden kurtulmak için Hz. Musa (as) ve kardeşi Hz. Harun (as) önderliğinde yola çıkmış, denizin kenarına geldiklerinde büyük bir mucizeye şâhit olmuşlardı. Hz. Mûsa (as)’ın âsasını denize vurması üzerine deniz yarılmış, Ben-i İsrail sâlimen karşı sahile çıkmış, Firavun’un ordusu tam o denizdeki yolun ortasında iken deniz tekrar eski haline gelmiş ve zalim bir kavim garkolmuştu. Bu gözlerinin önünde cereyan etmiş muhteşem bir mu’cize idi. Ona rağmen çok geçmeden pek çoğu Tevhid inancından sapacaktı. Hz. Mûsa (as)’ın Tûr dağına gidişinin akabinde Samirî isimli bir Yahudi, altından bir buzağı heykeli yapmış, İsrailoğulları bu heykele tapınmaya başlamışlardı. İsrailoğullarının yaptığı nankörlük, bir, üç, beş, on beş değildi ki... Hangi birini anlatalım? Düşünün, çölün ortasında, Cenab-ı Hakın lutfuyla, bulutlar kendilerini güneşin harâretinde koruyor, Hz. Musa (as)’ın âsasını kayaya vurması üzerine kayadan on iki çeşme halinde billur gibi su akıyor, işte bu sudan içiyor, bir de her gün bıldırcın eti ile kudret helvası yiyorlar. Bu şekilde nimetler içerisinde iken, yasaklanmasına rağmen yiyecekleri biriktiriyorlar. Ondan ayrı, bir de bu muhteşem nimetlere burun kıvırmaya başlıyorlar ve "Biz yerin bitirdikleri yiyeceklerden isteriz. Soğan, mercimek, vs. yemek isteriz!" diyor ve Hz. Musa Aleyhisselam’ı rahatsız ediyorlar.
Sıra kâfir ve zâlim bir toplulukla savaşmaya gelince, Hz. Musa Aleyhisselam’a, "Sen ve Rabbin gidip savaşın! Biz yerimizden kımıldamayız!" diyorlar.
Balık avlama yasağını hile ile delmeye çalışıyorlar, birçoğu maymun suretine çevriliyor. Bu nankörlük ve hilekârlıktan ayrı, bir de Peygamberleri öldürmeye başlıyorlar. Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya Aleyhimüsselam’ı şehit ediyorlar. Hz. İsa Aleyhisselam’ı çarmıha gererek öldürmeye kalkışıyorlar ( Cenab-ı Hak onların tuzaklarını başlarına geçiriyor. Muhbir Yahudi’nin yüzünü Hz. İsa’ya benzetiyor. Yahudiler işte kendi arkadaşlarını çarmıha geriyorlar. Hz. İsa Aleyhisselam’da semaya yükseliyor ve ayrı bir hayat tabakasında yaşamaya başlıyor.) Yahudiler peygamberlerini öldürmeye devam ediyor. Mevakib Tefsirindeki bilgilere göre otuz beş bin Peygamberi öldürüyorlar. Bu bakımdandır ki Kur’an-ı Kerim’de "Peygamber kátilleri" olarak tavsif edilmişlerdir. "Şeytanın akıl hocaları" diye de bilinen bu kavim, asırlar boyunca bütün harplerde, anarşi ve terör olaylarında, fitne ve fesatlarda bir numaralı rol oynuyorlar. Müthiş oyunlarla, ilk önce Hz. İsâ Aleyhisselam’ın tebliğ ettiği dini tahrif ediyorlar. Son 250 seneden beri de İslâmiyete musallat olarak, Allah’ın seçtiği ve beğendiği bu dini tahrife çalışıyorlar.
Milli Gazeteden alıntıdır..


0 yorum yazılmıştır